Edebi Şahsiyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebi Şahsiyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2015 Pazartesi

Elbet Sabah Olacaktır

Yine bir Hıfzı Topuz kitabını paylaşacağım.Remzi Kitabevi yayını olan ''Elbet Sabah Olacaktır'' kitabı Tevfik Fikret'i konu alan bir roman.
Kitaptan altını çizdiğim bazı satırları sizlerle paylaşacağım.
1822 Nisan'ı Sakız'da kazanılan zaferin ardından orada yetim kalan Rum çocukları İzmir'e getirilir.
Yetimlerden ikisi de İzmir'in ünlü vergi müdürü Hüseyin Bey'in payına düştü. Hüseyin Bey bugünkü Konak Meydanı'na getirilen çocukların arasından biri oğlan biri kız iki çocuğu evlatlık olarak seçti. İkisi de sarı saçlı, mavi gözlü, üzgün bakışlı, ince, zarif ve güzel yavrulardı...
''Adlarını ne koyalım?''
''Kızın adı Saliha olsun, oğlanın da Hüsrev.''
Aile kardeş gibi büyütüyor. Ama bunlar kardeş olmadıklarını biliyorlar ve birbirlerini seviyorlar. Sonunda da evleniyorlar. Bu iki Rum gencin ikinci çocukları olan Refia Hanım Tevfik Fikret'in annesidir.
 
Mutlaka okumanız dileğiyle...

28 Şubat 2015 Cumartesi

Vatanı Sattık Bir Pula

Vatan şairi Namık Kemal'in romanını Hıfzı Topuz kaleme almış. Kitap, Remzi Kitabevi yayını.
Hayatı vatan ve hürriyet aşkıyla sürgünlerde geçen Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi'ni kaç kişi ezberinden okuyabilir ki? Bol vampirli kitap okuyan gençlerimize vatan şairi Namık Kemal'i tekrar hatırlattığı için Hıfzı Topuz'a teşekkür ediyorum.
 

HÜRRİYET KASİDESİ

 Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
 Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

 Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
 Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

 Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
 Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

 Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
 Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

 Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
 Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

 Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
 Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

 Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
 Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette

Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
Hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten
  
                                                             Namık KEMAL
Çok zevkle okuduğum bir kitaptı. Fedakarlıklar, sürgünde geçen yıllar...Mutlaka okumalısınız.Son olarak Vatan mersiyesinde iki dizeyi buraya almak isterim.
 
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,
Yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini.

Neyzen Tevfik Hayatı ve Şiirleri

Cumhuriyet sonrası ney ve hiciv üstadı olarak bilinen Neyzen Tevfik, Bodrum'da doğmuş. Kolaylı soyadı baba yurdu Bafra'nın Kolay kasabasından geliyor. İlkokulu Bodrum'da okuyan Tevfik ilk farsça eğitimini babasından alıyor. Şiir söyleme yeteneğini geliştirmek için Mehmet Akif'ten dersler alıyor.1908 yılında Mısır'a giderek orada ney çalarak hayatını kazanıyor. Sık sık sinir buhranları geçiren Tevfik, ömrü boyunca hiçbir kayıt ve şarta bağlı kalmaksızın gönlünce yaşıyor. 1953'te Beşiktaş'ın saman iskelesinde son nefesini veriyor.
 
 
Neyzen Tevfik yedi yaşlarında bir yaz gecesi akşam bir dervişin üflediği neyden çok etkilenmiş ve kendinden geçmiş. Neyzen, işte bu sesin kendisini derbeder, ne istediği, ne aradığı bilinmez, bazen Eflatun kadar akıllı, çoğu zaman da tımarhaneye yatacak kadar bedmest yaptığını söyler. Bir gün okuldan babasıyla eve dönerken Urla'da davul zurna sesleri duyar ve babasının elinden çekerek oraya gider. Orada mızrakların ucunda başları görünce titremeye başlar. Çok korkan Neyzen'i babası bir demirci dükkanına sokar. İşte Neyzen kendi ifadesiyle akıl çivisinin bir tanesinin bu dükkanda düştüğünü söyler. Bu yaşadıklarından sonra Neyzen, sara nöbetleri geçirmektedir. Neyzen Prof.Dr. Mazhar Osman'ın bulunduğu akıl hastanesinde Fikret Mualla ile altı ay kadar aynı odada tedavi görür. Mısırda yedi yıl kalır. Orada Mısır asilzadeleriyle, münevverleriyle ve memleketten oraya kaçmış Türklerle  arkadaşlık yaptığı gibi en azılı sabıkalılarla da ahbaplık etmektedir. İstanbul'a dönen Neyzen kitabın bir yerinde, Mehmet Akif'in kendisine çok rehberlik ettiğini belirterek, Akif sakal koyvermiş ve içkiyi bırakmış. Bu şairin meslek ve mezhep değişimi miydi? Bunu da sonradan öğrenecektim şeklinde aktarmış. Ayrıca Mısır yıllarını anlatırken, Mehmet Akif'in sabah erken kalkar Kuran tercümesine başlardı. Bu tercüme bir yobazın elinde kalmıştır, beyanı çok ilginç.
Daha fazlasını ve şiirlerini okumanız dileğiyle...

19 Şubat 2015 Perşembe

Akif Dede

Bugünkü paylaşacağım kitap, Nesil yayınlarından Vehbi Vakkasoğlu'nun yazdığı Asım'ın Nesli Onu Çok Seviyor Akif Dede.


 

Yazar, önce Mehmet Akif'in anne ve babasını tanıtıyor. Kökü Buhara'dan gelen anne ile Arnavutluk'tan gelen baba İstanbul'da evleniyorlar. İstanbul böyle bir kış günü yaşarken Fatih'te Sarıgüzel semtinde baba İpekli Tahir Efendi'yle anne Emine Şerife Hanım'ın ilk evladı dünyaya geliyor. Ona babası, Ebced hesabıyla doğum gününü gösteren Ragıyf ismini veriyor. Pek söylenemeyen isim Akif olarak söyleniyor. Mehmet Akif'in ilkokul yılarında oldukça yaramaz olduğu belirtilmiş. Baba Tahir Efendi çocuklarını kendi yıkıyor, Kızı Nuriye'nin saçlarını bile kendi tarıyor, karınlarını doyuruyor, onlar okula gidince de evin temizliğiyle uğraşıyor. Bundan dolayı kendisine Temiz Tahir Efendi diyorlar.
Yazarın aktardığı bir başka anekdot çok ilgimi çekti doğrusu. Komşuları Baise hanım masal anlatırken uyuya kalıyor. Akif bu duruma öfkelenerek mangalda bir ceviz kızdırıp kadının eline yapıştırıyor.
Mehmet Akif 15 yaşındayken babası vefat ediyor.
Mülkiye İdadisi'ne gidiyor. Fakat bazılarının giyimiyle alay etmelerinden okulu bırakıyor.
Halkalı' da veterinerlik okulunda okuyor. Trene verecek parası olmadığı için okula yürüyerek gidip gelirdi.
Mehmet Akif Osman pehlivandan güreş dersleri aldı. İstanbul yakınlarındaki köy düğünlerinde güreşerek eğitin hayatını yürütecek parayı kazanmaya başladı.
Muhalefet lideri gibi görünen Trabzon millet vekili Ali Şükrü Bey'in öldürülmesi onu çok etkiledi. Mehmet 1923 Ekim'inde Mısır'a gitti. Mısır'da az eser verdi. Kur'an mealine yoğunlaştı. Mısır'da ilk yılı Abbas Hilmi Paşa'ya ait bir köşkte geçirdi. Daha sonra ailesi de gelince Hilvan'da bir ev kiraladı. Mehmet Akif yurda döndükten kısa bir süre sonra da vefat etti.