Anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2015 Cumartesi

Çocukluğumun Tarsus'u

2014 basımı Everest yayınlarından çıkan bu kitabı Danyal Oral Çalışlar yazmış. Danyal Oral Çalışlar, kitabın başında 1946 yılında doğduğu, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Tarsus'a 1960-1970-1980 yıllarında gidemediğini, bunun sebebinin de askeri darbeler döneminde uzun yıllar kaçaklık ve hapislik olduğunu yazmış. Yazar ,1902 yılında Türkiye'de elektrik enerjisinin, ilk kez Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santrali ile üretilmeye ve kullanılmaya başladığını yazıyor. İlk aydınlanan konutların ise Müftüzade Sadık Paşa(Sadık Eliyeşil) ile sorgu hakimi Yakup Efendi'ye ait olduğu belirtmiş. Çalışlar, Danyal peygamberin mezarının Tarsus'ta olması inancıyla anneannesinin onun isminin Dalyal olmasını istediğini anlatmış. Sadık Eliyeşil İlkokulu'na yazılmış. Bu okul Tarsus'un en büyük zengini tekstilci Şadi Eliyeşil'in babası Sadık Eliyeşil adına yapılmış. Sadık Eliyeşil aynı zamanda şehrin eski belediye başkanıymış. İlkokuldan sonra Tarsus Amerikan kolejini kazanmış.Fakat futbola düşkün olduğu için okuldan atılmış ve Tarsus Lisesine başlamış. 1960 yıllarında Tarsus'a gidemediğini yazan Çalışlar, kitabın 38 ile 39. sayfalarında 1965 yılında Tarsus Lisesi'nde cemiyet başkanı olarak Kıbrıs'la ilgili konuşma yapıyor. Demek ki 60'larda gidemediğim dediği Tarsus'ta yazar.
1966-67 döneminde ODTÜ inşaat mühendisliğini kazanıyor. Ancak kendisinin deyimiyle çok koşuşturmaktan atılıyor.1967-68 yıllarında Sultanahmet Meydanı'ndaki İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ni kazanıyor. Devam zorunluluğu olmadığı için zamanının çoğunu Tarsus'ta geçiriyor. Demek ki bu yıllarda da Tarsus'ta.
 
 
Danyal Oral Çalışlar bir dönem verem oluyor ve tedavi görüyor. Kitap boyunca Tarsus'un çok kültürlülüğünü vurgulamış. Dedesinin babası bir yetim olarak Konya Ereğli'den geliyor ve bir Ermeni ailenin yanında büyüdüğü söylenirdi, diyor. Annesinin babası Bakırcı Emim Efendi'nin ortağı Bakırcı Agop Göçeroğlu'yla baba oğul gibi olduklarını yazmış. Daha fazlasını da siz okuyun artık. Anı kitapları çok ilginç bilgiler veriyor bize. Bazen tarihi buralardan da okumak gerekiyor.Saygılarımla...

Geçenlerde Ne Okudum?

Anı ve biyografi türü kitapları okumayı seviyorum. Çok ilginç bilgilerle karşılaşıyorsunuz. Geçenlerde Altın Kitaplardan 2003 baskısı Vural Öger'in Benim Almanyam Benim Türkiyem kitabı geçti elime. Hemen bir çırpıda okuyuverdim. Okuma alışkanlığımın ihtiyacı, en çok satan kitapları tüketmek olmadığı için sizlerle buradan farklı kitaplar paylaşacağım.
 

Vural Öger 1960 yılında mühendis olmak için Almanya'ya gidiyor. Kendisi o yıllarda günün birinde Federal Almanya Cumhuriyeti vatandaşı olacağımı rüyamda görsem inanmazdım diyor.
Sayın Öger, rüyamda görsem inanmazdım demek ne demek? Yani Türk vatandaşlığına tercih edilecek bir durum gibi algılanabiliyor. Yalnız Vural Öger bir vurgu yapmış. Karısı Kerstin, kızları Nina, Aliye ve Erol'un kendilerine özgü bir biçimde her iki ülkeye ve insanlarına bağlı olduklarını belirtmiş. Annesinin büyükbabası Osmanlı ordusunda generalmiş. Büyük teyzesi 1923'te Vahdettin İstanbul'u terk ettiğinde Bostancı'da bir köşkte oturmaktaymış ve evde hala Osmanlı düzeni devam etmekteymiş. Annesinin anlattıkları Öger'de Atatürk'ün Türkiye'yi yeni çağa taşıma uğruna sertlikle reddettiği kültüre de saygı ve yakınlık duymasını sağlamış.
Babasının kökleri kısmen Balkanlara dayanıyormuş. Babaannesinin  ailesi Selanik kenti ve civarında yaşamış.1912 yılında Balkan Harbiyle gelince bütün mal varlıkları orada kalıyor. Babası Hava Kuvvetlerin 'de subay. Annesi ve kendisinin, bir zamanlar Beşiktaş semtinde Rumcanın ikinci ana dil olması sebebiyle Rumca konuşmayı öğrendiklerini söylüyor. Kitap çok zengin anlatımlarla dolu.
Doktorunun Hitler baskısından kaçan Dr.Ecktein olduğunu belirterek,diğer gelenler üzerinde durmuş. Bay Samuel ile ilgili bir hikayeyi paylaşmış. Kendince Kıbrıs konusu, savaş yılları ile ilgili düşüncelerini paylaşmış. Çok uzatmayacağım okuyunca göreceksiniz ki Vural Öger Gurbetçilerin ihtiyaçlarını fırsata çevirmiş bir iş adamı olarak uzun uzun anlatmış hayat hikayesini. Her yere 2003 yılı itibariyle mesajını vermiş. Yalnız sayın Öger biz Türkler pek yapılan iyilikleri göstere göstere yapmayız. Bir elimizin verdiğini, diğer elimiz bilmez. Keşke deprem için yaptıklarınızı kitabınıza almasaydınız. Sayfalarca anlatmasaydınız. Yine de medyun olduk. Borçluyuz bir gün Türkiye'den bir kişide çıkar da Almanya'nın Vural Öger'i, Türkiye'nin Vural Öger'i diye bir kitap çıkarır da depremde yaptıklarınızla, ücret karşılığı gurbetçi vatandaşlarımızı Türkiye'ye taşımanızın borcunu öderiz. Saygılarımla...

19 Şubat 2015 Perşembe

Peçeli Krallık


Sizlerle bugün paylaşmak istediğim kitap İnkılap yayınlarından Carmen Bin Ladin'in yazdığı Peçeli Krallık. Tüm kadınların okuması gereken bir kitap. Yarı İsviçreli yarı İranlı olan Carmen Bin Ladin, Yasem Bin Ladin'le evleniyor. Carmen Bin Ladin'in İranlı olan annesi İsviçre'de yaşıyor. Bir gün evlerinin bir bölümünü Suudi Arabistanlı Bin Ladin ailesinden Yasem Bin Ladin'e kiraya veriyor. Carmen ile Yasem arasında bir aşk başlıyor.1974 yılında evleniyorlar. Bir süre Amerika'da yaşadıktan sonra Suudi Arabistan'a dönüyorlar. Yasem'i İsviçre şartlarında tanıyan ve evliliğinin ilk yıllarını Amerika'da geçiren Carmen Suudi Arabistan'a dönünce hayatında yaşayacağı değişiklikleri hiç hesap etmemişe benziyor. Erkek bir çocuğu olmayan Carmen eşine bir şey olursa kızları ve kendisinin Yasem'in kardeşlerinin en büyüğünün şartlarına tabi olacağını öğreniyor. Orada yaşarken gözleri bile peçeyle örtülü olarak dışarı çıkabiliyor.  Hayatı evde dört duvar ve bahçede geçiyor. Ancak İsviçre'ye tatillerde gittiğinde yaşayabiliyor. Kadının olamadığı bir sosyal yaşam içinde pahalı elbiseler, takılar belki başlarda onu cezbetmiş olabilir. Ancak Suudi Arabistan'da yaşadığı dönemi bir kabus gibi anlatıyor. Kadınlarımıza, kızlarımıza şiddetle okumalarını tavsiye ediyorum.

15 Şubat 2015 Pazar

Balakan Sokağı

 
Talat Akıncıoğlu'nun yazdığı Akis Kitap yayını Balakan Sokağı anı türünde. Yazar, 1940 yıllardan başlayarak savaş yılları Türkiye'sinde Balıkesir'deki yaşam koşullarını,  küçük Talat'ın hüzünlü hikayesiyle birlikte anlatmaktadır. Yazar, anılarında bazen tekrarlar yapmış. Ancak kitapta hep Balakan Sokağı'nda yaşayanları kendi dünyasından anlatırken, Balakan Sokağı'nın adının nereden geldiğine pek girmemiş. Ben ismi ilginç bulduğum için alıp okudum. Ancak kitapta bununla ilgili tam bir bilgi bulamadım. Balakan kelimesini araştırdım. İki sonuçtan biri Kuzeybatı Azerbaycan'da bir yer, ikinci Farsça Balaken çok yakın görünüyor. Ayrıca Palakan da yakın bir kelime ve fırtına anlamında.