kitapların arasında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitapların arasında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2026 Pazar

Ölümün İki Dili: Sessizlik ve Arsızlık

Edebiyatın en eski meselelerinden biri de ölümdür. İnsan, ölümün kesinliğini bilen tek canlıdır ve belki de bu yüzden ona karşı en çok hikâye anlatan varlıktır. Ölümü anlamak için mitler kurar, dinler yaratır, romanlar yazar. Çünkü ölüm yalnızca hayatın sonu değildir; aynı zamanda hayatın anlamını belirleyen karanlıkta bekleyen bir eşik gibidir. Bu eşiğe her kültür, her yazar farklı bir dille yaklaşır. Modern edebiyatın iki önemli romanı, Ölüm Senfonisi ve Sevgili Arsız Ölüm, ölümün iki farklı anlatımını ortaya koyar: biri trajik ve suskun, diğeri büyülü ve arsız.


Abbas Maroufi’nin romanı Ölüler Senfonisi, daha başlığından itibaren ölümle müzik arasında bir bağ kurmuştur sanki. Senfoni, farklı seslerin birleşmesinden doğan büyük bir yapıdır. Romanda da ölüm tek bir olaydan değil, biriken hayatların, bastırılmış arzuların ve aile içi çatışmaların iç içe geçmesinden oluşur. Her karakter bu karanlık müziğin bir notasını taşır. Roman ilerledikçe bu notalar çoğalır ve sonunda ölümün büyük melodisine dönüşür. Seslerin büyüsüne kapılıp her satırla senfoninin peşi sıra koşarız.


Maroufi’nin dünyasında ölüm ani bir kırılmadan çok yavaş bir çözülüş gibidir. Romanın atmosferinde ağır bir sessizlik vardır. Karakterler çoğu zaman gerçek duygularını dile getiremez; söyledikleri sözler kadar söyleyemedikleri sözler de hayatlarını belirler. Bu nedenle ölüm yalnızca biyolojik bir son değil, bastırılmış hayatların kaçınılmaz sonucudur. İnsanların içlerinde biriktirdikleri suskunluk büyür, genişler ve sonunda trajediye dönüşür.

Bu trajedinin merkezinde aile vardır. Aile, romanın hem koruyucu hem de yıkıcı yapısı olarak ortaya çıkar. Sevgiyle birlikte baskıyı, yakınlıkla birlikte yalnızlığı taşır. Böyle bir dünyada ölüm, kaçınılmaz bir kader gibi belirir. Sanki romanın bütün karakterleri görünmeyen bir karanlığa doğru yürür.


Buna karşılık Latife Tekin’in romanı Sevgili Arsız Ölüm, ölümle bambaşka bir ilişki kurar. Bu romanda ölüm hayatın karşısında duran mutlak bir son değildir. O, hayatın içinde dolaşan tuhaf bir varlıktır. Köy hayatının söylenceleri, cinleri, büyüleri ve gündelik olayları arasında ölüm bazen korkutucu, bazen de neredeyse sıradan bir misafir gibi belirir.


Latife Tekin’in dilinde gerçek ile masal arasındaki sınır sürekli değişir. Doğaüstü olaylar gündelik hayatın doğal bir parçası gibi anlatılır. İnsanlar rüyalarla, söylencelerle ve görünmeyen varlıklarla birlikte yaşar. Bu dünyada ölüm de aynı akışın içindedir. Korkutucudur ama hayatın ritmini tamamen kesintiye uğratmaz.


Bu nedenle romanın dili hüzünlü olduğu kadar canlıdır. Ölüm bile bu canlılığı bütünüyle yok edemez. İnsanlar acı çeker ama hayat devam eder; anlatı sürer, hikâyeler çoğalır. Ölüm, hayatın karşısında duran mutlak bir sessizlik değil, hayatın gürültüsüne karışan bir gölge gibi görünür.


Bu iki roman yan yana düşünüldüğünde ölümün iki farklı edebî yüzü ortaya çıkar. Ölüler Senfonisi’nde ölüm, bastırılmış duyguların ve trajik kaderin doruk noktasıdır. Sessiz ve ağırdır. Sevgili Arsız Ölüm’de ise ölüm, hayatın büyülü ve tuhaf akışının bir parçasıdır. Arsızdır; hayatın içinden tamamen silinmez.


Belki de edebiyatın yaptığı şey tam olarak budur: Ölümü anlamaya çalışmak. Çünkü insan ölümün ne olduğunu gerçekten deneyimleyemez; onu yalnızca düşünür ve anlatır. Romanlar, bu anlatının en güçlü biçimlerinden biridir. Bir romanda ölüm bir senfoniye dönüşür; başka bir romanda ise hayatın peşini bırakmayan arsız bir gölgeye.


Sonunda her iki romanın da gösterdiği şey aynıdır: Ölüm değişmez, fakat insanın onu anlatma biçimi değişir. Kültürler, diller ve hayal güçleri ölümü yeniden kurar. Belki de bu yüzden edebiyat, ölümün kesinliğine karşı insanın verdiği en uzun ve en inatçı cevaptır.


 

18 Ocak 2025 Cumartesi

Ejderhanın Gözleri

Uzun süredir kitap okuyamadığınızdan yakınıyorsanız işte size elinizden bırakamayacağınız bir fantastik roman. Stephen King'in kızı Naomi okusun diye yazdığı düşünülen kitap masalsı anlatımıyla dikkat çekiyor. Çok sürükleyici bu kitap okuma alışkanlığınızı canlandırmanız için iyi bir seçim olabilir. Yaklaşık 6 saatte okunabilecek kitapta yazarın bazı sembolleri sizi düşündürebilir. Bebek evini kızından etkilenerek seçmiş midir?  Kim bilir, belki... Ayrıca iyilikle kötülüğün mücadelesi sürerken peçetelerden çekilen birkaç tel iple nasıl bir serüven yaşandığını görmek ilginç olabilir. Hani eskiden sevgililerin içinde resimlerini taşıdıkları kalpli kolyeler vardır. İşte kitapta karşılaşacağınız bu kolyenin işlevselliğini okuduğunuzda toplu iğne varken neden böyle yazdı diye soramadan edemeyeceğiniz anlar olabilir. Büyücü Flagg ise oldukça etkileyici bir karakter olarak sizi bu kadarı da fazla demeye itebilir. Okuduğum her kitabın bir masasını sizler için hazırlayacağım. Ejderhanın Gözleri kitabının masası sizi bekliyor.  Keyifli okumalar...

 



10 Mart 2021 Çarşamba

Kuyucaklı Yusuf

 Kaymakam tarafından evlatlık olarak alınan Yusuf, ona babalık yapan kaymakamın kızı Muazzez ile birlikte büyür. Kuyucaklı Yusuf eseri, köy ve kasabalarda yaşanan dramları, köylü ve devlet yöneticilerini, kasabalı zenginler ile yoksullar arasındaki çatışmaları anlatır. Kitapta zenginlerin, ağaların, yönetenlerin ve güç sahiplerinin halkı ezen, küçük düşüren onları hiçe sayan tutumları dile getirilmiştir. Muazzez'e karşı duygular besleyen Yusuf’un Muazzez’i korumak için yaptıkları akıcı bir dille anlatılmıştır. İyi okumalar…

Uçurtma Avcısı

Uçurtma Avcısı; değerleri, insanlar arası ilişkileri, mücadeleleri, savaşı, şiddeti ve bunların çocuklar üzerinde etkisini anlatmaktadır. Kitapta şiddet ve korkunun bir ülkeyi geçmişten geleceğe nasıl değiştirebileceği çarpıcı bir şekilde işlenmiş. Yazar Khaled Hosseini ülkesi Afganistan’ın savaş öncesi ve savaş sonrası yaşamını anlatırken sık sık ironilere başvurmuştur. Çok akıcı bir anlatımı var. Keyifli okumalar...

Şeker Portakalı

 

Şeker Portakalı bir çocuk kitabı olarak bilinse de hepimizin yüreğine dokunan, içimizdeki çocuğa seslenen bir eserdir. Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, esrinde  5 yaşındaki Zeze isimli bir çocuğun acı hikayesini anlatır. Yoksul bir ailenin çocuklarından biri olan Zeze,  yaşıtlarına göre zeki ve hayal gücü çok gelişmiş bir çocuktur. Zeze’nin en iyi arkadaşı bir şeker portakalı fidanıdır. Zeze onunla konuşur ve tüm gün yaptıklarını ona anlatır. Zeze  Portekizli’yi babası gibi görür. Çok yaramaz olan Zeze, yine yaptığı bir yaramazlık  sonucu ablasından ve babasından çok kötü dayak yer. Bunun üzerine intihar etme kararı alır. Portekizli onu bu kararından vazgeçirir.  Portekizli’nin talihsiz ölümü   Zeze’yi yaşamdan koparır. Kendi içinde bir büyüme ve olgunlaşma süreci yaşar. Kitap, sevgisiz yetişen çocuğun hayat karşısında nasıl çaresiz kaldığını, yanlışlara düştüğünü ustaca anlatır. Oldukça akıcı ve sade bir dille yazılmış Şeker Portakalı’nı bir solukta okuyacaksınız. Keyifli okumalar…

Nohut Oda

 Melisa Kesmez'in 2019 Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı aldığı beş öyküden oluşan ''Nohut Oda'' kitabı eski bir sözü ''Nohut Oda, Bakla Sofayı'' hatırlattı bana. İlk öykü ayrılık üzerine yazılmış. Gidenlerden sonra kalanların, yaşadıklarının ve anılarının ağırlığı ile biraz depresif bir şekilde olmakla birlikte mekansal kurguların çok fazla anlatımı boğduğunu düşündüm. Kurgular iyi ancak kurgusal mekanların üzerindeki anlatımın yoğunluğu, olay örgüsünde bir soğukluğa neden olmuş, olaylar ikincil duruma düşmüş sanki. İkinci öyküdeki mekan anlatımları sanki bir eskici dükkanından bir fotoğrafa bakılmışta yazılmış gibiydi. Diğer öykülerde ise anne ve baba kayıpları, özlemleri, kırgınlıkları yine depresif bir anlatımla verilmiş. Biraz hüzün, bazen özgürlük, yerine koyma vb. duygular... İyi okumalar...

Bir Çift Ayakkabı

 Sunay Akın’ın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitabı, Bir Çift Ayakkabı oldukça ilginç konusu hep ayakkabılara bağlanan 37 denemeden oluşuyor. Van Gogh'tan Aşık Veysel'e Sultan Abdülaziz'den Neil Amstrong'a kadar herkes bir şekilde bir ayakkabı öyküsünün içindedir. Boyacı sandıklarının izi sürülürken kitabın nasıl bitiğini anlamayacaksınız. Ayrıca keşke İstanbul bu kitaptaki anlatımlarda olduğu gibi kalsaydı diyeceğinizi duyar gibi oluyorum. Keyifli okumalar...

Yaban

 Yaban romanı, I. Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybeden bir subayın, emir erinin ısrarıyla gelmiş olduğu Porsuk çayı yakınlarında bir Anadolu köyünde yaşadığı bazı çelişkileri konu edinmiştir. Bu eser, Anadolu insanı ile İstanbul’da yaşayan insanlar arasındaki farkı, sahip oldukları değerler açısından ortaya koymuştur. Ahmet Celâl Anadolu’nun yüzyıllardır ihmal edilmiş olmasına karşı isyan ederken, aydın sorumluluğunu da sık sık sorguluyor. Köylüler Ahmet Celâl'e bir yaban gözüyle bakmaktadır. Roman, konusu, olay kurgusu ve olayları okuyucuya anlatış şekli ile yazıldığı dönemdeki tüm acı gerçekleri özümseyerek ortaya koyuyor. Keyifli okumalar...

Binboğalar Efsanesi

 Yaşar Kemal, Binboğalar Efsanesi romanında Çukurova yöresindeki konar göçerlerin, yörüklerin son dönemlerini, bir yaylak bulmaya çalışmalarını, mitolojik ögelerle, Hıdırellez ve dilek tutma sembolleriyle birlikte aktarılmaktadır. Bu mitolojik ögeler, yörüklerin yaşama bakışı, istekleri, beklentileri, yaşantı tarzlarından kaynaklanan törelerini kapsamaktadır. Romanda konar göçerliğin oluşturduğu yaşam tarzının, inanışların, beklentilerin, değişen ekonomik ve toplumsal koşullar altında nasıl yok olduğu anlatılır. Aladağ yörüklerinin yaşam mücadelesi çok güzel anlatılmış. İki kez okumama rağmen ara sıra açar Hıdırellez konuşmalarını tekrar okurum. Keyifli okumalar...

Ulduz ve Kargalar

 Samed Behrengi’nin çocuklara için yazdığı harika bir kitap. Üvey annenin kötülüğü, Yaşar’ın annesinin iyiliği, Ulduz'un karga yavrusuna bakması, çok güzel anlatılmış. İyi ile kötünün mücadelesinde kazanan tarafın iyilik olması ve ruh güzelliğinin önemli olduğu öğretisi harika verilmiş. Camdan dışarıyı izlerken yanına bir karga yaklaşan Ulduz, bu çirkin kargayla sohbete başlar. Ulduz Türkçe'de ''Yıldız'' demektir. Ulduz ve kargaları şiddetle tavsiye ederim hem çocuklara hem de çocuğu önemli bulan insanlara... İyi okumalar...

Kürk Mantolu Madonna

 Kürk Mantolu Madonna romanı, 1900’lerin hemen başında sanayici babası tarafından Almanya’ya gönderilen Raif adlı gencin, orada aşkı bulması ancak bir süre sonra kaybetmesi ve geri kalan ömrünü yitirilmiş bu aşkın acısıyla sürdürmek zorunda kalmasını anlatmaktadır. Raif Efendi ülkesine dönüp çalışmaya başlar. Raif Efendi hem kendisine hem hayata

küskün yaşar. Vicdan azabını bastırmak isteyen Raif Efendi, bir günlük tutmuş ve günlüğü beklenmedik bir şekilde arkadaş olduğu romanı da anlatan kişinin eline geçmiştir. Roman, bu
günlüğün okunmaya başlaması ile aşkın bulunup kaybedilmesi üzerine kurulmuştur. Keyifli okumalar...

Satranç

 Stefan Zweig'ın ölmeden önce yazdığı eser olan Satranç, farklı bir dünyanın kapılarını aralıyor bizlere. Oldukça etkileyici...Satranç, Stefan Zweig'ın dünyaya vedasıdır sanki. Kitaptaki olaylar New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemide geçmektedir. Dünya şampiyonuyla Dr.B. aynı gemide karşılaşır. Dr. B daha önce içeride hiç bir şeyin olmadığı bir odaya hapsedilmiştir. Orada bulduğu kitaptan bütün hamleleri ezberleyen Dr. B. şampiyonla karşılaşır. İlk oyunda yenen Dr. B ikinci oyunda yenilir. Keyifli okumalar...

Metamorfoz

 

Kafka bu eserinde, sanayi devrimi ve miras bıraktığı kapitalist sistemin o dönemin şartlarına göre  toplum ve birey üzerinde bıraktığı etkiyi konu almıştır. Gregor Samsa’nın yaşamı, ağır çalışma şartlarından çekilmez olunca, Samsa bir sabah böceğe dönüşür. Bir böcek olarak hayatına devam eden, bu süreçte odasına kilitli bir şekilde ailesiyle yaşayan Samsa’ya  tek destek kız kardeşi Grete’den gelmektedir. Zamanla kız kardeşinin ilgisi de kaybolur. Samsa’nın ölmesine rağmen aile hayatına devan eder. İyi okumalar…

6 Mart 2021 Cumartesi

Tuncay Terzihanesi

 Sunay Akın'ın Tuncay Terzihanesi kitabı deneme türünde yazılmış. Kırk altı deneme var ve ilk deneme yazarın annesi ve babasını konu almış.

 (...) Trabzon'un en ünlü terzilerindendi Tuncay Bey... Dükkânının rafları aldığı siparişlerin kumaşlarıyla doluydu. Genç adam modayı takip eden, yenilikçi biri olduğu için onun diktiği bir elbiseye sahip olmak isteyenler, araya hatırı sayılan insanları koyarlardı: "Şu bizim komşunun mantosunu bir zahmet sıkıştırıver!.."

Bir sonraki deneme Noel Baba ile Nasrettin Hoca üzerinedir. Noel Baba'nın bir şiirden doğması ve çocuklara oyuncak dağıtması, haftada iki kez pazara giden Nasrettin Hoca'nın parayla düdük getirmesi hoş ve mizahi bir şekilde karşılaştırılmıştır. Tün denemeleri burada tahlil edersek olmaz,  okumanın tadı kaçar.

Çok akıcı, mizah dolu bir üslupla yazmış Sunay Akın. Kitabı bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz. Ara vermeksizin okumak istiyorsunuz. Her deneme şeker tadında...İyi okumalar...

15 Şubat 2015 Pazar

Balakan Sokağı

 
Talat Akıncıoğlu'nun yazdığı Akis Kitap yayını Balakan Sokağı anı türünde. Yazar, 1940 yıllardan başlayarak savaş yılları Türkiye'sinde Balıkesir'deki yaşam koşullarını,  küçük Talat'ın hüzünlü hikayesiyle birlikte anlatmaktadır. Yazar, anılarında bazen tekrarlar yapmış. Ancak kitapta hep Balakan Sokağı'nda yaşayanları kendi dünyasından anlatırken, Balakan Sokağı'nın adının nereden geldiğine pek girmemiş. Ben ismi ilginç bulduğum için alıp okudum. Ancak kitapta bununla ilgili tam bir bilgi bulamadım. Balakan kelimesini araştırdım. İki sonuçtan biri Kuzeybatı Azerbaycan'da bir yer, ikinci Farsça Balaken çok yakın görünüyor. Ayrıca Palakan da yakın bir kelime ve fırtına anlamında.