Dün romanı bir şiirle başlıyor. Yazar daha girişte çocukluğuna ve geçmişe duyduğunu özlemini yansıtan bu dizelerle okuyucuyu karşılıyor. Agoto Kristof'un en otobiyografik eserim dediği romanı genellikle insan ruhunun derinliklerine inen temalarla doludur. "Sır ve
aşk" teması, eserlerinde karakterlerin gizli arzularını ve karmaşık
ilişkilerini keşfederken, okuyucuyu insan doğasının karanlık köşelerine götürür.
Göç, dil ve aidiyet konuları ise Kristof'un kendi hayatından izler taşır; zira
kendisi Macaristan'dan İsviçre'ye göç etmiş ve bu süreçte anadilinden koparak
yeni bir dilde yazmayı öğrenmiştir. Bu durum, eserlerinde yabancılaşma ve
kimlik arayışı temalarını güçlü bir şekilde işler. Özgürlük ve güç ise,
Kristof'un karakterlerinin sıkça karşılaştığı ahlaki ve kişisel mücadeleler
aracılığıyla işlenir. Onun yazıları, okuyuculara özgürlüğün ve gücün
karmaşıklığını sorgulama fırsatı sunar, bireyin içsel çatışmalarını derin bir
şekilde ele alır.
Yazar çocukken Dosteyevski'nin kitaplarını çok sevdiğini söylemiştir. Bu sevginin izini Üçleme kitabında ikizlerin tıpkı Karamazov Kardeşler romanındaki Smerdyakov gibi kediyi asmalarında görebiliriz. Margeret
Duras ile birlikte anılmak istemeyen Kristof, Knut
Hamsun’ı sevdiğini söylemiştir. Thomas
Bernhard, Beckett ve Kafka ile karşılaştırılmıştır. Bir röportajında Bernard’ı
sevdiğini belirtmiştir.
Kristof eşi ve çocuğuyla birlikte Avusturya’ya kaçmışlardır. 27 Kasım 1956 tarihinde sınırı
geçtiklerinde ülkemizde yayımlanan Dünya gazetesinin manşetinde “Budapeşte’de Kıtlık,Yağma ve Dehşet Var”
yazılmış.
Yirmi bir yaşına kadar yaşadığı hayatı, günlüğünü, şiirlerini, bir veda bile etmeden
ayrıldığı ailesini ve hepsinden önemlisi bir halka olan aidiyetini geride
bırakmıştır. Artık yurtsuz ve dilsizdir. Birinci tekil şahıs anlatımıyla tekinsiz bir Sandor karakteri çizmiştir. Ben hep düşünmüşümdür acaba bu isim hangi Sandor olabilir diye. Macar ulusal şairi Sandor Petöfi mi yoksa Sandor Marai midir? Her ikisi de ihtimal dahilinde benim için. Yazarla karşılaşma fırsatım olmayacağından bunu sormam artık imkansız. Nemzeti Dal şiirinin yazan devrimci bir şair Petöfi. Yanılmıyorsam Sandor Marai 1986 gibi intihar etmiştir. Dün kitabı yazılmadan önce...Yazarın eserlerinde aklın, mantığın, kontrol ve denetiminden özgürleşme,
serbest çağrışım, otomatik yazı, bilinçaltı
ve rüya, çocukluğa dönüş,
mutlak özgürlük
ve öznellik, çılgınlık,
olağanüstüye
yöneliş gibi sürrealist esintileri gördüğümüz için Fransız şair Francis Ponge’yi ve George Bataille’yi anmadan geçmeyelim.
Nobokov’un Soluk Ateş’indeki gibi kitapta bir görünen konu (Tobias’ın kabus
ve sanrılarla anlattığı), bir de gerçek konu (Line ile olanlar ya da Vera’nın
eniştesine aşık olması) var. Sır hep sır kalır.
Lin yokken- o kusursuz kadın imgesi- zaman dündü. Lin gelince dün bugün oldu. Gelen gidince Caroline oldu. Yarın ise Yolande ve çocuklardır belki de..